Üye Ol



Ana Sayfa Yap Arkadaşına Gönder Bize Ulaşın Bu sayfayı Yazdır Yardım Özel Mesaj Davet Gönder E-kart Gönder Kedimi Ekle
 
 


 
Adı Gibi Kendi de Bit Kalacak

1 Nisan şakası gibi girdi hayatıma...

Princess, 2005 martının son günlerinde Kuzguncuk’ta bir delinin elinden kurtarmıştı bu yavru kediyi. Eve giderken sahilde can hıraş bağırtıları duymuş ve hemen bu sesin sahibini aramaya başlamış. Ümidini kesmişken, elinde ağzı sımsıkı bağlanmış bir poşetle gelen adamı görmüş. O poşetin içinde de bu ciyak ciyak sesin sahibi. Princess’ın yaklaşmasıyla adam elindeki poşeti alttan yakmaya başlamış. Kavga dövüş, bağırtılar, çığlıklar arasında polis gelmiş, bu garibimi torbadan sağ salim çıkarmışlar. Deli adama hiçbir şey olmamış (!), (aynen elini kolunu sallaya sallaya dolaşmaya devam ediyor...) O akşam Zeynep’te misafir olan bu kedicik ertesi gün hemen Gülayg’nin eşinin kliniğine götürülmüş ve ilk bakımı yapılmış. Adamın yedirdiği birşeyden mi, annesinde çok erken ayrıldığından mı, klinikte kabızlık sorunu baş göstermiş.

Kekik’in acısı henüz dinmemişken annemle babam eve yeni bir kedi almaya hazır değillerdi ama bu garibin hikayesi beni o kadar çok etkiledi ki herşeye rağmen onu sahiplenmeye, evle tanıştırmaya karar verdim. Hayata çok şanssız başlamıştı, ona yardım etmek istiyordum. 
 
1 Nisan günü kaldığı kliniğe gidip aldık bu beyefendiyi.

Fotoğraftakinden çok daha şeker bir yavru kediydi, gerçekten mini minicikti. Yıllardır Kekik’in iriliği arkasında kaybolan Minnoş bile bu kediciğin yanında dev gibi kalmıştı. Günlerce o kadar isim içinden bir tane beğenemedim, hep Bit dedim ona ilk gördüğüm andan beri. Bit kadardı çünkü, minicikti, gözleri Gollum’unkiler gibi ufacık yüzünden dışarı fırlıyordu. Bir ısırışta yutulacak lokmaydı.

Minnoş eve gelen bu yeni misafirden pek hoşlanmadı. Büyük bir merak ve psikolojik baskıyla karışık kedinin kuyruğunun dibinden ayrılmadan tehditkar hırıltılar çıkararak evin kime ait olduğunu anlattı saatlerce. Kedicik de cüssesine bakmadan kabardı, kabardı durdu. Evde çok uzun yıllar bu görüntüleri görmemiştik ve doğrusu özlemiştik. Annem Bit’i görünce yelkenleri indirdi, babam çok daha temkinli yaklaştı.

Haftasonu kedicikle oynadık, Minnoş’la ılındırma alıştırmaları yaptık, her şey yolunda görünüyordu ama 2 gündür kaka yapmamıştı. Kuma gidiyor, pozisyonunu alıyor, ıkınıyor, ıkınıyor ama bir türlü çıkaramıyordu. Ikınmaktan poposu dışarı fırlamıştı. Ertesi günü beklemeden akşam hemen kliniğe götürdüm, 2 kez lavman yapıldı ve içi temizlendi. Röntgen çekildi, anüsünün iç tarafı yapışmış ve kapanmıştı, içerdeki mukoza yıpranmıştı ve her ıkındığında canı acıyordu. Vitamin takviyesine, bağırsak çalıştırıcı ilaçlara ve özel diyete başlandı. İçi boşalınca keyfi yeniden yerine geldi, gıdısını sevince mırıldadı, yemeğini yedi. Eve geldik, oyunlar, mırıltılar... ama içimde tuhaf bir his vardı, korkuyla karışık.

 2 gün sonra yine aynı şeyler başladı. O gece hiç uyumadan karnına masaj yaptım. Biraz gazı çıktı ama o kadar, tuvaletini hala yapamıyordu. Geceleri benimle uyumaya alışık olan Minnoş miyavlayarak rahatsılığını belli ediyordu ve minik Bit bu yüzden birkaç kez pati yemişti.

Evde annemle babamın, bana belli etmemeye çalışsalar da günden güne üzüntüleri yüzlerinden akmaya başlamıştı. Bu hasta kedicikle, henüz kapanmayan Kekik’in yarasında, yine hastalıktan melek olan Çakır ve Zeytin’i görüyorlardı. Bit, çok küçüktü ve hiçbir şey yapamadan o minicik canıyla ıkınmasını seyretmek ve birşey yapamamak çok zor geliyordu. Ben de annemler pes etmesin diye evdeki tüm zamanımı Bit’le geçirmeye başladım.

Kedicik kakasını yapamayınca yine lavmana götürdük. 5 gün klinikte kaldıktan sonra kendi kendine kakasını yapar hale gelmişti. Sevimliliği ve oyunculuğuyla kliniğin maskotu olmuştu, talipleri bile çıkmıştı Bit’imin. Bense bir an önce onun eve gelmesini bekliyordum. O gece getirdik eve.  
 
Bebek kedilerde görülebilen bir durumdu bu kabızlık. Bağırsak tembelliği için özel mama ve biraz ilaç takviyesiyle kısa zamanda düzeleceğini umuyorduk. Klinikte artık tuvalet sorunu çekmediği için ıkınmıyordu, dolayısıyla poposundaki yara da iyileşiyordu. Vet. hekimimiz, daha fazla kafeste kalmasına gerek olmadığını, yoksa evde adaptasyon sorunu çekebileceğini, bağırsakları düzene girinceye kadar olur da ıkınmaya başlarsa fitil uygulamamızı söyledi, tabi ilaçlara ve diyete devam etmemizi de. 

Çiş yaparken bir sorunu yoktu ancak 2 gün sonra yine ıkınmalar başladı. Ben giderek umutsuzluğa kapılmaya başladım. Hiç düzelmeyecek miydi bu kedicik!? Her 2 günde bir lavman mı olacaktı? O kadar bağırsak çözücüye rağmen yediklerini sindiremiyordu.

Başta Minnoş’un baskısından yapamıyor sandık. Evde kedileri ne kadar ayrı odalarda tutmaya çalışsak da Minnoş için zıplayıp kapı açmak hiç sorun değildi, zaten er geç bir şekilde kozlarını paylaşıp birlikte yaşamayı öğrenmeleri gerekecekti. Bit’in ilaçlarını, merhemlerini, fitillerini aksatmadan uyguladık ama kaka konusunda bir ilerleme kaydedemedik.

Son lavmana gittiğinde ertesi gün ilaç sayesinde ishal oldu. Oturduğu, yürüdüğü her yer kaka olmuştu. Eve gelip saatlerce halılardan, yataklardan, kalorifer peteklerinden kaka temizlemeye razıydım, yeter ki yapsın... Artık poposu o kadar hassaslaşmıştı ki, sevmek için bile elimi yaklaştırdığımda ciyak ciyak bağırıyordu. Ciyaklamalar, temizliğin onun iyiliği için olduğunu anlayınca frekansını azaltıyor ve miiiyykkk’lere dönüşmeye başlıyordu. Sonra oturup dakikalarca ufacık kıl kuyruğunu hışır hışır yalıyordu.

Gün geçtikçe Minnoş’un tepkileri azalmaya, hırlamadan onu koklamaya başlamıştı. Belliydi kaynaşacakları, sadece biraz zamana ihtiyaçları vardı.

Ertesi hafta Bit zor yemek yedi. İshal yüzünden kaybettiği suyu alması için ona su içirdim. Etrafta kuru mama bırakamıyordum çünkü biliyordum ki, açıkta kalan kuru mamaları zaten Minnoş yiyordu. Hem kendininkini hem Bit’inkini. Arada bir Minnoş’u Bit’in odasındaki kuma çiş yaparken de yakaladım. Her yere kokusunu bırakmaya niyetliydi. O gece yine ıkınmalar başladı, keyfi kaçtı, oyun oynatamadık bir türlü. Çok az şey dikkatini çekiyordu. Omzuma aldığımda sessizce oturuyordu sadece. Zaten mıknatıs gibi bir kediydi, omzunuzdan ya da üstünüzden patilerini çekip onu havaya kaldırdığınızda hemen ağlamaya başlıyordu, ta ki tamamen açılmış 4 patisiyle yeniden bir yere yapışana kadar...

Bağırsakları dolu olduğu için keyfi yoktu. Daha önce yaptığımız gibi fitilini soktuğumuzda rahatlayacağını umuyorduk ancak o gece 3 kişi ufacık bir fitili yerleştiremedik. Nasıl delirdi, debelendi, anlatamam. Sonunda fitil olayını ertesi gün uygulamaya karar verdik. 

Cumartesi sabahı ben erkenden çıktım. Gelince babamın da yardımıyla fitil işini halledecektik, olmazsa kliniğe götürecektik. Ama annem benim eve gelmemi beklemeden kedinin durumunu iyi görmediği için hemen onu hastaneye götürmüş. Yapılan tetkiklerde 2 gündür idrarını ve kakasını yapamadığı ve bunların içerde biriktiği görülmüş. Hemen çişini ve kakasını yaptırmışlar. Ben gittiğimde bir süre gözetimde kalması gerektiğini söylediler. Bit’i daha birkaç gün önce çişini yaparken gördüğüm için idrar kesesinin de dolduğunu anlamadım. Meğer Bit’in kum kabında son gördüklerim Minnoş’un eseriymiş.

Eve çok karışık duygular içinde döndüm. Bu kedicik çok talihsiz bir şekilde hayata başlamıştı. Kim bilir annesinden ne zaman ayrılmıştı da bu adamın eline düşmüştü? Bu adamın elinde o poşete tıkılmadan önce neler yaşamak zorunda kalmıştı? O minicik canıyla nelere katlanmıştı?

Anne sütünü yeterince alamayan kedilerde raşitizm, bağırsak düzensizliği, kabızlık, gelişmede yavaşlık gibi rahatsızlıkların görülmesi olasıydı. Bu kedicik de büyük ihtimalle anne sütünü yeteri kadar alamadığından bunları yaşıyordu. Henüz yeni 2 aylık olmuştu ve nerdeyse evden çok klinikte kalmıştı.

Eve gittim, 1 saat sonra haberi aldım. Minik Bit’im dayanamamıştı. İdrar kesesinde iltihaplanma şekillenmiş ve kana üre karıştığı için melek olmuştu. Herşey çok kısa bir zamanda gelişmişti. Vet hekim, dolu olan bağırsakları idrar kesesini sıkıştırmış olabilir dedi.

Çok öfkelendim. Onu poşete tıkan adama öfkelendim, kediciğin bu şanssızlığına öfkelendim, bu adaletsizliğe öfkelendim. Kekik’ten bu kadar kısa bir süre sonra Bit’i kaybetmiş olmama da öfkelendim. O ufacık, kıvrım kıvrım bağırsaklara bile öfkelendim.. Bu kedicik için elimden ne geldiyse yapmaya çalıştım ama yeterli olmadı. Zaten 0-1 skorla hayata başlamıştı, en azından berabere kalabileceğini ummuştum. Ama olmadı.

Ağırlığı daha 1 kg. bile değildi. Bit’i, 1,5 ay önce kaybettiğimiz Kekik’in hemen yanına yatırdık.. Adı gibi kendi de Bit kadar kaldı. Minicik ruhu hemen melek oldu, kanatlandı. Sanki hep böyle minicik kalacakmış gibi ona başka bir isim yakıştıramamıştım. Ve artık hep minicik kalacak.

Şubat 2005 – 16 Nisan 2005
 


29 Haziran 2006

  Yorumlar (22 adet)
Yorum Yaz  
Yazan: catozge Tarih: 24 Nisan 2008 Saat: 17:50
ne diyeceğimi bilemiyorum...''yıllar geçse bile nasıl burada olamaz?" diyorsunuz değil mi?Elimizden birşey gelmez artık...öyle insanları bırakın saymayı acıma duygumu bile vermem ben
Yazan: aslivemavi Tarih: 09 Aralık 2007 Saat: 19:16
İnanın yazacak birşey bulamıyorum. Pale'min hayali karşımda, bana ağlama cici ablacığım diye bakıyor... Ama dokunamıyorum ona, kayboluyor bir anda karşımdan ve asla dokunamayacağım minik oğluma...
Yazan: tarçınkızım Tarih: 30 Ekim 2007 Saat: 12:59
Ne yazık ki kayıplarımız, acılarımız yüreğimizin derinliklerine işliyor. Ben de üç yavrudan sonra bahçedeki başka bir yavruyu da kaybedince artık dünyanın adeletsizliğine inanır oldum. Acınız çok büyük, umarım izi de acınız kadar büyük olmaz. Başınız sağolsun..
Yazan: ateş Tarih: 15 Ekim 2007 Saat: 14:48
Ben şu anda gerçekten de ağlıyorum başınız sağolsun keşke yaşasaydı, keşke..
Yazan: pamukpatiler Tarih: 03 Ekim 2007 Saat: 10:39
Benim de bu güzelliğe benzeyen 1 aylık bir bebeğim vardı maalesef bu sabah kaybettik. Allah hayatta olanlara sağlık ve uzun ömür versin.
Konuyla ilgili tüm yorumları oku
   İyi ki Doğdun:  Japon , Kıvrık , Topiş , Tosbik
Tasarım ve İçerik ZERON Üyelik Sözleşmesi, Kullanım Şartları ve Copyright © 2006