Üye Ol



Ana Sayfa Yap Arkadaşına Gönder Bize Ulaşın Bu sayfayı Yazdır Yardım Özel Mesaj Davet Gönder E-kart Gönder Kedimi Ekle
 
 


 
Karşılaşma - AlevD

Onu ilk gördüğümde gözlerime inanamadım. Bir ağacın dibine sığınmış, tiz bir çığlıkla ağlıyordu. Sırılsıklamdı ve titriyordu. Yanına gidip gitmemekte tereddüt ettim önce. Etrafa bakındım, annesinin yakınlarda olabileceğini düşünerek. Hoş, annesi olsa ağlamazdı ki böyle çaresizce. Belki kaybolmuştu. Kimbilir, belki de kimsesizdi.

Yavaşça yanına sokuldum. Küçücüktü. Korkutmak istemedim; ama şöyle bir geriledi ben yaklaşınca. Ağlamamasını söyleyerek kucakladım. Kollarımla sarmaladım. İkimizin kederi birbirine karıştı orada. Hangimiz hangimize daha muhtaçtı bilemedim.

Alıp eve götürsem doğru olur muydu acaba? Bu küçükle paylaşsaydım dünyamı? Boynuma doğru sokuldu. O an bağıra çağıra ağlamaya başladık ikimiz de. Ben de onun kadar çaresizdim. Kimsesizdim. Yağmur iniyordu tepemizden. Montumun fermuarını açıp, göğsüme doğru sakladım onu. Dudakları titriyordu.

Müdahale edecek kimse var mı diye etrafıma bakındıktan sonra tuttum evin yolunu. Merdivenleri de kucağımda çıktı. Çok zayıftı ve kirliydi. Hâlâ titriyordu. Anahtarımı bulmak için kucağımdan indirdiğimde, duvarın dibinde bir suçlu gibi boynu bükük bekledi beni. Kapıyı açtığımda yüzümüze çarpan sıcaklık, ikimizi de sarhoş etmişti. Yavaş adımlarla ilerledi koridorda. Önce mutfağın kapısından içeri şöyle bir göz attı. Sonra yine o suçlu çocuk gelip yerleşti içine. Duvarın dibinde, başın önünde bekledi öylece.

Mavi bir havlu bulup çıkardım dolaptan. Ne zamandır dolabımı düzeltmediğimi fark ettim, zaten kıyafetlerimin bir çoğu dolaptan dışarıda, sağda solda yığılıydı. Karmakarışıktı her şey. Her şeyin ne kadar karmakarışık olduğunu uzun zamandır fark etmediğimi fark ettim.

Mavi havluya sardım önce onu. Her an kırılacakmış gibi dikkatle kuruladım. Saçları yapış yapıştı. Sol gözünün altının yara olduğunu gördüm. Islak bir pamukla temizledim yarasını. Sonra ona çok büyük gelen bir iki kıyafet bulup çıkardım dolaptan. Büyük oldukları için, yine sarıp sarmalamakla yetindim. Isınsın, yeterdi.

Karnın aç mı diye sorduğumda hiç tepki vermedi bana. Gözlerini sıkıca yummuş, iç çekerek ısınmaya çalışıyordu. Ağladığını hissediyordum. Müziğin sesini sonuna kadar açıp, bağırarak ağladığım günleri getirdim aklıma.

Buzdolabını araladığımda belli belirsiz kafasını kaldırdı o da. Dolapta yiyecek namına hiç bir şey kalmamıştı. Kimbilir, ne kadar uzun zamandır evde yemek yememiştim. Rafta süttozu buldum. Biraz su ısıtıp, suyla karıştırdım süt tozunu, iki kaşık da şeker attım. Tadı iğrençti ama o an yapacak başka hiç bir şeyimiz yoktu. Mecbur süt tozundan hazırlanmış bu garip şeyi içecek ve içimizin ısınmasını bekleyecektik. Nasılsa sabah olunca bir şekilde bakabilirdik başımızın çaresine.

O iğrenç karışımı gık demeden içti. Benden önce bitirdiğinden, benim bardağımda kalanı da ona verdim. Benim payımı da afiyetle bitirdi. Titremesi geçmişti; ama şimdi de göğsünden garip bir hırıltı geliyordu. Gözleri kapanmak üzereydi. Kucağımda uyuyakaldı. Oysa ben onunla konuşmak istiyordum. Yine çok uzun zamandır ilk defa biriyle konuşmak istediğimi fark ettim. Bu küçük, beni kendime getiriyordu.

O gece rüyamda daha önce gördüğüm bir rüyayı gördüm yeniden. Kocaman bir geminin içindeydim. Yer yer tadilat yapılıyordu gemide. Ben ve bu küçük arkadaşım, bilmem kaç katlı geminin içinde, merdivenleri inip çıkıyorduk. Bazen sendeliyordum. Etrafımda hiç tanımadığım adamlar vardı. Korkuyordum. Kendimi korumasız ve güvensiz hissediyordum. Bir türlü güvertenin yolunu bulamıyorduk. Canıma tak ettiği bir anda kendimi, bulduğum bir asansör boşluğundan aşağı bırakmıştım.

İçimde o boşluk hissiyle, sıçrayarak uyandım. Küçük de, benimle aynı anda gözlerini açmıştı. Gün yeni ağarıyordu. Onu koltukta bırakıp, balkona doğru ilerledim. Hâlâ yağıyordu yağmur. Hep yağsa diye geçirdim aklımdan. Hiç istemiyordum baharın, yazın gelmesini. İstiyordum ki, hayatım hep bir sonbahar kıvamında geçsin, gitsindi.

Ayaklarıma dolandığında sıçradım olduğum yerde. Beni korkutmuş olmanın üzüntüsü ve telaşıyla geriledi. Sorun olmadığını, boş bulunduğumu söyledim. Adını sordum. Canı hiç konuşmak istemiyordu. Oysa ben ısrarcıydım. Bir kere daha sordum. Beni bırakma dedi. Bana sarıl dedi ve yeniden ayaklarımın dibine sokuldu.

Onu kucağıma alıp, serin balkona oturdum. Gün tamamen ışıyana kadar birlikte dışarıyı seyrettik. O da yalnızdı. O da terk edilmişti. Onun da ihtiyacını duyduğu şey aynıydı. Güven duygusu, sevgi ve sahiplenilmek.

O hayatıma girdikten bir kaç gün sonra, temizlikçi bir kadınla anlaşıp evimi derletip toplattım. Perdeler, çarşaflar yıkandı, ütülendi. Camlar silindi. Buzdolabı temizlendi, alışveriş yapıldı. Bozuk olan tost makinası tamire gönderildi. Benim yatağımın hemen yanında ona da bir yatak hazırlandı. Kütüphanedeki örümcek ağlarından, kapı arkalarında yumaklaşmış saç yığınlarına kadar her yer süpürüldü, silindi. Temizlikçi kadın, bu evde ne kadar zamandır kimse yaşamadığını merak etti. Sahi ne kadar zamandır yaşamıyordum ben?

Bir daha hiç ayrılmadık onunla. Zaten onu arayan soran da olmadı. Beni olmadığı gibi. Onun tüyleri parlaklaştı zamanla, benim bakışlarım.


02 Ağustos 2008

  Yorumlar (8 adet)
Yorum Yaz  
Yazan: maynak Tarih: 03 Mayıs 2009 Saat: 02:56
çok güzel bir hikaye... sizin ve kedinizin adına inanın çok mutlu oldum. :)
Yazan: nur86 Tarih: 08 Eylül 2008 Saat: 17:36
Resmen ağladım ciddi ciddi. Benim Raja'yla karşılaşmam ve yaşadıklarımla çok benziyor. içim acıdı. İyi ki varsın oğlum, iyi ki varsınız tüm hayvanlar...
Yazan: Ipek9719 Tarih: 22 Ağustos 2008 Saat: 17:35
Duygulandım :) Ama kediler böyle bir etki yaratıyor gerçekten :)
Yazan: bala Tarih: 19 Ağustos 2008 Saat: 20:58
kedı al ugurunu dene derler sebepsız tas bıle yerınden oynamaz dılerım sokaktan kurtardıgın bu kedı sana ugur getırsın
Yazan: Elanor Tarih: 12 Ağustos 2008 Saat: 14:18
Ama bu çok güzel bişey:)
Konuyla ilgili tüm yorumları oku
   İyi ki Doğdun:  Simba , Scrable , Şekerpati , Korsan , Leblebi , Bebek
Tasarım ve İçerik ZERON Üyelik Sözleşmesi, Kullanım Şartları ve Copyright © 2006